Spor yazarları Letonya – Türkiye maçını değerlendirdi

ZAMAN VE SABIR – REHA KAPSAL

Norveç maçındaki beraberlikten sonra milli takımımız, yalnız kendi maçını kazanması değil aynı zamanda rakibinin de puan kaybetmesini bekleyecekti. Yani yalnız bizim ne yaptığımız değil, rakibin de ne yaptığını takip ederek Letonya deplasmanına çıkan ay-yıldızlılar, özellikle ilk yarıda hücumda hiç üretken olamadı.
Oyun hareketliliği; topa sahip olan oyuncumuzun önündeki hiçbir futbolcumuz bunu saha içinde ne arkadaşına alan açmak için, ne de rakibin dengesini bozmak için hiç denemediler.

Zeki’nin, Caner’in etkisiz kenar oyunları, Orkun’un orta sahada ne oynadığı belli olmayan kötü ve anlamsız performansı. Hakan Çalhanoğlu’nun kötü performansı ve vurdumduymazlığı. Kerem’in dağınıklığı, ne yaptığını bilmemesi hücumda etkili olamaması, Cengiz’in zaman zaman parlayan, zaman zaman da kafasına göre bireysel performansla oyun oynaması, hiçbir pas kanalı oluşturan arkadaşlarına topu aktarmayı düşünmemesi.

Burak’ın saha içinde istediğini yapamaması gibi ne yapacağını bilmemesi, hatta rakibe yaptığı gereksiz fauller ve hakeme isyan etmesi çok anlamsızdı.

Saha içi organizasyonu ve planları zayıf olan milli takımın, saha içinde tek fark yaratacağı şey; bireysel performansların kalitesiydi.

Bir de buna oyun başlangıcı da böyle bir tercih olabilirdi.

65. dakikaya kadar Kuntz’un 4-4-2 formasyonuna dönmesi çok geç kalınmış bir karardı. Çünkü rakip ceza sahasında çoğalamıyorsun ve de rakip çok kalabalık bir savunma yapıp takımımızı set hücumuna itiyordu.

Burada sahayı genişletip, bu yapacağımız hücum çeşitleri, kenar oyunlarıyla rakibin özellikle savunmanın merkezindeki dengeyi çok önemliydi. Bunu da Serdar, oyuna girdikten sonra Cengiz’in ortasıyla golü attı.
Kuntz’un bu iki maçtan sonra “zamana ve sabra” ihtiyacı var.

Şüphesiz ki bu süreçte genel oyuncu havuzunu daha iyi tanıyacaktır. Daha farklı da oyun planları belirleyecektir.
Yalnız iki maçta hem diziliş, hem oyuncu seçimleri, yaptığı hamlelerle, takıma ufak dokunuşlarla daha olumlu yönde değiştirebilir ve farkını da gösterebilirdi.

Oyun içindeki yapısal temel bozukluklarda; organizasyonu, kurguları, oyun ezberlerinin daha gelişime ihtiyacı var.
Bu alınan galibiyet, ilerideki süreçte bu eksiklerin giderilmesi için moral ve motivasyon açısından çok önemliydi.

AKLIN YOLU BİR – TURGAY DEMİR

Bir maçı kazanmak için öncelikle kenardaki teknik adamın doğru isimleri sahaya sürmesi gerekir.
İstanbul’daki Letonya maçını hatırlayın, rakibinin kapanacağı gün gibi aşikarken Şenol hoca, Ozan, Okay, Kenan gibi topla uzak akraba üç oyucuyu birlikte sahaya sürmüş, Hakan Çalhanoğlu’nu kanatta kullanmıştı.

Oyun kilitlenince Alman hocamız doğru hamlelerle Serdar Dursun, Halil Dervişoğlu gibi yetenekli isimleri sahaya sürüp Burak Yılmaz’ın etrafını donatıp manzarayı değiştirdi.

Önce Serdar Dursun umut ışığımız oldu ardından Burak Yılmaz kendisine yapılan penaltı sonrası golü yaparak grupta yolumuza devam etmemizi sağladı.

Kuntz henüz oyuncularını tam tanımıyor. Bazı oyuncular hakkında öyle ya da böyle bilgisi var elbet ama kadronun derinliğini yavaş yavaş anlıyor. Oyuncuları daha iyi tanıdıkça, hamleleri farklılaşacak, keskinleşecek ve Caner başta kullandığı isimler de değişecektir.

Dün geceki maçı hem sahaya sürdüğü on bir, hem de sonradan yaptığı değişiklikler son derece doğru olan Stefan Kuntz kazandı bana göre.
Hep Almanlar kaybedince biz mağlup sayılacak değiliz ya, bu kez Alman kazandı, biz de galip sayıldık!

NE ÖLÜYORUZ NE GÜLÜYORUZ – ERMAN TOROĞLU

İşkence çekmeye devam…
Futbol oynamıyoruz, top oynuyoruz! Karşımızdaki rakip ile kalite olarak tek tek baktığımızda fark var. Takım ruhu olarak baktığımızda yok.

Hatta ruh olayında onlar bizden daha iyi.

Onlar daha nadir pozisyona geldiler ama daha tehlikeliydiler. Bizim Türk futbolunun tam dibe vurması lazım ki, oradan alacağımız hızla büyüyelim. Dün akşam bunu kaçırdık. Çünkü bu tip sonuçlar bizi sürüngen durumuna sokuyor. Ne ölüyoruz, ne gülüyoruz… Sürünüyoruz!

Maçı teknik taktik olarak yazacak hiçbir şey yok. Rakip amatör futbol takımı gibi… Arada bir top yapıyorlar, genelde dan dun vuruyorlar. Biz ne yapıyoruz? Hiçbir şey. Koca takımda ne yaptığını bilen bir tek Cengiz Ünder var. Diğerleri yalan rüzgarı. Oynuyor gibi yapıyorlar, milleti aldatıyorlar, oynamıyorlar.
Herkesin ilk topuna Burak koşuyor.

Bırak onu Hakan Çalhanoğlu alsın.
Maddi olarak baktığımızda Letonya’nın sahadaki 11’i 1 milyon euro, Türkiye’nin 180 milyon euro. Aradaki fark bu; peki sahadaki fark: İki takım da 1 milyon euro!

Burak ile penaltı kazandık. Burak penaltıyı aldı. Peki size soruyorum Burak’ın pozisyonundaki penaltı bizim aleyhimize çalınsaydı ne yapardık?
O hakeme neler derdik?
Onu seyredenlere bırakıyorum.

Hani klasik bir laf var ya futbolcuların maçlardan sonra söylediği:
“Önümüzdeki maçlara bakacağız.” Bakacağız da hangi futbolla hangi mücadeleyle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir